Tazminat Davaları

Tazminat hukuku, bir kişinin haksız bir fiil, sözleşmeye aykırılık veya kanuna aykırı bir uygulama neticesinde uğradığı zararın, bu zarara sebebiyet veren kişi tarafından giderilmesini amaçlayan bir hukuk dalıdır. Temel ilke, zarar gören kişinin mal varlığında veya ruhsal bütünlüğünde meydana gelen eksilmenin telafi edilerek, kişinin olaydan önceki durumuna mümkün olduğunca yaklaştırılmasıdır.

Maddi ve Manevi Tazminat Ayrımı

Tazminat davaları genel olarak iki ana başlık altında toplanır. Maddi tazminat, doğrudan hesaplanabilen ekonomik kayıpları kapsar. Örneğin; bir trafik kazası sonrası oluşan araç hasarı, tedavi giderleri veya iş göremezlik nedeniyle mahrum kalınan kazançlar maddi tazminatın konusudur. Manevi tazminat ise, yaşanan olayın yarattığı elem, keder, üzüntü ve yıpranma gibi psikolojik zararların karşılığı olarak talep edilir; burada amaç zenginleşmek değil, çekilen acının bir nebze de olsa hafifletilmesidir.

Tazminat Davalarında Kusur ve İspat

Bir tazminat davasının başarıya ulaşması için dört temel unsurun bir arada bulunması gerekir: Hukuka aykırı bir fiil, bir zararın doğmuş olması, fiil ile zarar arasında “illiyet bağı” (neden-sonuç ilişkisi) ve kural olarak failin kusurlu olması. Ancak iş kazaları veya tehlikeli işletmeler gibi bazı özel durumlarda “kusursuz sorumluluk” ilkesi gereği, failin kusuru olmasa dahi zararı giderme yükümlülüğü doğabilir.

Tazminat hukukunun en sık uygulama alanları; trafik kazaları, yanlış tıbbi müdahale (malpraktis), iş kazaları, hakaret veya iftira yoluyla kişilik haklarına saldırı ve sözleşme ihlalleridir. Davalarda tazminat miktarı belirlenirken, tarafların kusur oranları, ekonomik durumları ve zararın kapsamı bilirkişi raporlarıyla titizlikle analiz edilir.